HÜCRELERİMİZDEKİ TÜYCÜKLER OLMASAYDI?

İnsan biraz düşündüğünde, bu dünyaya kendi iradesiyle gelmediğini, sahip olduğu özelliklerin de kendi seçimi olmadığını görebilir. İnsan tümüyle acizdir ve en çok sahiplendiği şeyler -ki başta kendi vücudu- bile gerçekte kendi kontrolünde değildir. Hepsi geçicidir ve sonunda yokolacaktır. Fakat insanların çoğu bu kadar basit gerçekleri bile düşünemeyecek ya da unutacak kadar gaflet içinde yaşamaktadır.
Vücudumuzdaki bazı hücreler, tüycüğü andıran yapılara sahiptir. Bu tüycüklerin tek görevi hücreyi hareket ettirmektir. Örneğin erkek üreme hücreleri olan spermler, bir tüycük olan kamçılarını yüzmek için kullanırlar. Tüycükler bazen de solunum hücrelerinde olduğu gibi başka birşeyi hareket ettirmeye yararlar. Tüycüklerin kusursuz özellikleri bunlarla sınırlı değildir; yapılarındaki her ayrıntıda karşımıza son derece mükemmel tasarımlar çıkmaktadır. Mikroskobik ancak oldukça kompleks yapılara sahiptirler.

İnsanın yaratılışı da silya isimli tüycüklerin görevlerini eksiksiz olarak yerine getirmesiyle gerçekleşmektedir. Bu tüycüklerin birkaç tanesinin bile ters yöne doğru hareket etmesi, insanın oluşum aşamasını engelleyebilir. Bu, bir anlamda  yaşamımızı mikroskobik tüycüklere borçlu olduğumuz anlamına da gelebilir.

Solunum sistemimizdeki milyonlarca tüycüğün çalışma mekanizmasının detayları henüz tam anlamıyla anlaşılamamıştır Ve biz gözle görülemeyen bu tüycükler sayesinde  bazı hastalıklardan korunuruz.


Kulak salyangozunun içindeki tüycükler hasar gördüğünde veya kaybedildiğinde ise, elektriksel sinyaller gerektiği kadar etkili şekilde iletilmez ve işitme kaybı ortaya çıkar.
Yiyeceklerden gelen tat molekülleri ile dildeki tat hücreleri arasında bir haberleşme sistemi vardır. Bu haberleşme de yine mucizevi bir şekilde, hücrenin tepesindeki mikrovillus denilen tüy benzeri yapılarda kurulur.
Tüycükteki özel yapının her detayı ayrı bir yaratılış harikasıdır ve tüycükleri tasarlayan Allah’ın varlığının kanıtlarından sadece birini oluşturur. Yüce Allah her varlığı mükemmel ve benzersiz bir tasarımla yaratmıştır. Bir ayette şu şekilde buyrulmaktadır:

Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur, her şeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir. (Furkan Suresi, 2)
İnsan, Allah'ın yarattığı ve dünya hayatında imtihan ettiği aciz bir kuldur. Kendine ait bir gücü yoktur. Allah'ın dilemesiyle dünyaya gelmekte,büyümekte,konuşmakta,Allah’ın belirlediği kadere göre yaşamaktadır.Ne kalbinin yaşamı boyunca çalışmasında, ne de 100 trilyon hücresinde üretilen 200.000 çeşit ürünün imal edilmesinde bir rolü vardır..Bunlar üzerinde düşünmek, insanın kendi acizliğini,Allah'ın da  yüceliğini kavrayabilmesine önemli bir vesile olacaktır.  Hz. İbrahim'in Kuran’daki duası, insanın Allah  karşısındaki acizliğini çok güzel ifade etmektedir:
Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur; Bana yediren ve içiren O'dur; Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur; Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur, Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur;" (Şuara Suresi, 78-82)

YAŞAMIMIZI BORÇLU OLDUĞUMUZ TÜYCÜKLER

Silya isimli tüycükler insanın ilk oluşumunda da üstlendikleri başka bir hayati görevle karşımıza çıkmaktadır. Sperm ve yumurtanın birleşip hücreyi oluşturmalarından önce olgunlaşmış yumurtanın anne rahmine gitmesi gerekmektedir.Yumurta, döllenebilmek ve anne rahmine ulaşabilmek için fallop tüpü boyunca uzun bir yol katetmek zorundadır. Nitekim fallop tüpünün içinde bulunan milyarlarca hücre, yumurtayı rahme ulaştırmakla görevlendirilmiştir. Bu hücreler, yüzeylerinde bulunan silya isimli tüycükleri aynı yöne doğru hareket ettirirler. Böylece adeta elden ele çok kıymetli bir yükü taşır gibi, yumurta hücresini gitmesi gereken yöne doğru iletirler. Sonunda yumurta, kendisini arayan spermlerle karşılaşır. Spermlerden yalnızca bir tanesi yumurtaya girmeyi başaracaktır. Döllenmiş yumurta da fallop tüpündeki silyaların yardımıyla, anne rahmine doğru ilerler. Her hücre üzerine düşen görevi eksiksiz yerine getirir.Çünkü, Allah'ın yaratma sanatı kusursuzdur.


Bilimsel bu gerçeklere göre, dünyaya gelmemiz  bu tüycüklerin  birlikte hareketi nedeniyle diyebiliriz.. Ayrıca bu kompleks sistem, yaşamımızın ne denli pamuk ipliğine bağlı olduğunu gösterir. Diğer yandan da  Yaratıcımız olan Allah'ın sonsuz gücünü ve kudretini  kanıtlar.
İnsanların kendi varlıklarından haberleri bile yokken , Allah onların bedenlerini şekillendirmiş, onları tek bir hücreden mükemmel tasarıma sahip birer insan olarak yaratmıştır. Unutmayalım ki, bedenimizi bir kez yaratıp inşa etmiş olan Rabbimiz, bizi ölümümüzden sonra bir kez daha yaratacak ve hesaba çekecektir. Bu, Allah için çok kolaydır. Allah'ın yaratması kusursuzdur. Bunu haber veren bir ayette şöyle buyrulmaktadır:

"... Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk ' (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir." (Mülk Suresi, 3–4)

NEFES ALIRKEN KARŞILAŞILAN TEHLİKE



Burnun önemli bir görevi, soluduğumuz havanın içindeki toz zerrelerini, bakteri ve mikropları durdurmak, böylece akciğerde oluşabilecek hastalıkları engellemektir. Bu mükemmel güvenlik mekanizması şöyle çalışır: Havadan gelen zararlı tanecikler solunum yollarının yüzeyindeki nemlendirici mukus tabaka tarafından yakalanır. Bunun ardından silya isimli tüycükler devreye girerler. Zararlı maddeler içeren mukus, tüycükler tarafından dakikada bir santimetre hızla yutağa doğru itilir, daha sonra da öksürükle dışarı atılır veya yutularak midedeki asitler tarafından yok edilir. Burada ana hatlarıyla anlatılan bu işlemler gerçekte oldukça karmaşıktır. Öyle ki, milyonlarca tüycüğün nasıl tek vücut halinde hareket ettiği ve çalışma mekanizmasının detayları henüz tam anlamıyla anlaşılamamıştır. Mukus tabaka, mukus üretici hücreler ve tüycükler mükemmel bir kimyasal arıtma tesisi meydana getirirler. Sahip olduğumuz arıtma tesisi öyle kusursuz çalışır ki vücudumuz için neyin gerekli, neyin tehlikeli olduğunu hemen tespit eder ve yapılması gerekenleri yerine getirir.

Ortada çok açık bir gerçek vardır: Burundaki klima, güvenlik ve arıtma mekanizmaları mükemmel birer mühendislik örnekleridir. Bu sistemler, insanlar hiç farkında bile değilken, Allah’ın ilhamıyla durmaksızın çalışırlar. Ve biz gözle görülemeyen bu tüycükler sayesinde  bazı hastalıklardan korunuruz. Bunlar, Allah'ın kusursuz ve uyumlu yaratışının delillerindendir. Bir Kuran ayetinde bu gerçek şöyle bildirilmiştir:
... Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur, tümü O'na gönülden boyun eğmişlerdir. Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL" der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 116-117)

İnsanın yapması gereken ise bu muhteşem sanat üzerinde derin derin düşünmek ve aczini ve kulluğunu kabullenerek, herşeyin tek hakimi olan Allah’a teslim olmaktır.

 

MÜZİK ZEVKİMİZİ BELİRLEYEN TÜYCÜKLER

Bir müzik parçasını veya rüzgarın ağaç yapraklarında çıkardığı sesi dinlerken, büyük bir mucize gerçekleşir. Bu sırada havada yayılan ses titreşimleri saniyede 340 kilometrelik bir hızla kulağa ulaşır. Ve o ana kadar sadece birer fiziksel hareket olan titreşimler, kulakta gerçekleşen olağanüstü derecedeki kompleks işlemler sonucunda "ses"e dönüşür. Ve tüm bu olaylar, saniyenin binde birinden daha hızlı bir şekilde yaşanır.

 



Sesler iç kulakta, içi sıvıyla kaplı olan spiral bir bölme olan "salyangoz" içindeki sıvıya mekanik titreşimler şeklinde ulaşır ve sıvının içinde dalgalanmalar oluştururlar. Salyangozun iç duvarlarında yer alan tüycükler ve sıvıdaki dalgalanmalara göre belli belirsiz şekilde hareketlenirler. Bu tüycükler beyni uyarmak üzere kendilerini titreştirecek bir ses bekleyen minyatür arplere benzerler.

Dinlediğimiz bir müzik sesi, gerçekte iç kulak salyangozumuzdaki tüycüklerin her notaya göre farklı hareket etmelerinden, bu farklı hareketlerin her defasında tüycüklere bağlı hücrelerde farklı iyot dengeleri oluşturmalarından ve bu kimyasal işlemlerin elektrik sinyalleri üretmesinden ibarettir. Hücreler, bu olağanüstü işlemleri yaşamımız boyunca her saniye hiç yorulmadan, bozulmadan  yaparlar.

Kulağın içindeki tüycükler ses yokken de titreşmeye devam ederler. Bu durum, orkestra şefinden işaret geldiğinde hazır olmak için, sürekli keman tellerini akort eden kemancılara benzetilebilir. Konser başlamadan önce tüycükler belli bir titreşim frekansına göre düzenlenirler. İster hafif bir gitar sesi ister insan sesi olsun, kulak tüm seslerin sinyallerini beyne iletir. Bu durum işitmenin son derece aktif bir sistem olduğunu ortaya koyar. Üstelik bu titreşimler gelişigüzel değil, sesleri ayırdetmemizi de  sağlayan son derece kontrollü sistemlerdir.

Vücudumuzdaki her organele nasıl davranacaklarını ilham eden ve  birbirlerinin tanıyarak ortak çalışmalarını sağlayan Allah'tır. Bu sistemler Yüce Allah’ın üstün yaratma sanatının bir eseridir. Bir ayette şöyle buyrulur:

“De ki: "Sizi inşa eden (yaratan), size kulak, gözler ve gönüller veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz?"” (Mülk Suresi, 23)

DİLDEKİ MESAJCI TÜYCÜKLER

Günümüzde tat alma işleminin yalnızca ana hatları anlaşılabilmiş durumdadır. Yiyeceklerden gelen tat molekülleri ile dildeki tat hücreleri arasında bir haberleşme sistemi vardır. Bu haberleşme, hücrenin tepesindeki mikrovillus denilen tüy benzeri yapılarda kurulur. Mikrovilluslar (tat tüycükleri) tat gözeneği olarak isimlendirilen minik açıklıklardan dilin üzerini kaplayan mukoza zarına çıkarlar. Tat hücrelerinin reseptörleri, tat tüycüklerinin üzerinde yer alırlar. Ve tat gözeneğinin çapı ortalama olarak milimetrenin binde dördü kadardır.

İnsanın, vücudu da dahil, sahip olduğu hiçbir şeye güç yetiremediğini kavraması, kibirini terk ederek acizliğinin, kulluğunun bilincine varması gerekir. Ancak bunu yaptığında dini yalnızca Allah’a halis kılarak yaşayabilir. Olması gereken de budur zaten.


Allah verdiği nimetlerle insanları imtihan etmektedir. Nimet sadece yediğimiz ekmek değildir.Sahip olduğumuz ve  gözle görülebilen,görülemeyen herşey  nimettir. Ahirette de bunların hesabı sorulacaktır. Bunu görmezden gelerek, Allah'a karşı büyüklenen kişiler ise sonsuz azaba sürükleneceklerdir.
Bir insanın göz göre göre bu apaçık delilleri inkar etmesi ise sadece akıl ve mantık dışı saplantılarından kendisini kurtaramamış olması anlamına gelir. Allah, tüm bu aşamaları, görmemiz ve iman etmemiz için yaratmıştır.

Müminler ise Allah'ın büyüklüğünü kavrayabilme gayreti içindedirler. Herşeyin Allah'a ait olduğunu ve kendilerinin O'na karşı acizliklerini bilen müminler, Allah’a teslim olmuşlardır. Teslimiyet de insanın acizliğini kavramasını sağlar. Onlar Allah karşısındaki acizliklerini, “De ki: "Allah'ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı artırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı..." (Araf Suresi, 188) ayetindeki gibi dile getirirler.