İNSANIN DOĞAL AFETLER KARŞISINDAKİ ACİZLİĞİ

Kuran'da bildirildiğine göre, dünya üzerinde sürdürdüğümüz yaşam, asla eksiksiz, mükemmel ve sorunsuz değildir. Ve özellikle bu şekilde yaratılmıştır.

İnsan ne zaman nerede doğacağını, ne zaman ne şekilde öleceğini belirleyemez. Dünya şartlarında, başına ne zaman ne geleceği belli değildir. Yaşamını bir anda tamamen değiştirebilecek olaylar karşısında hiçbir kontrol gücü yoktur. Sadece tedbirler alır. Ancak onlar da kesin bir güvence sağlamayabilir.


Her yönüyle korunmasız bir varlık olan insan, hiç beklemediği bir anda herhangi bir tehlike ile karşılaşabilir. Karşılaştığı bir olay sonucunda, bedensel gücünü, ya da övündüğü fiziksel bir özelliğini kaybedebilir. Hiçbir şey gerçekte insanın kendi kontrolünde değildir. Bütün bu gerçekler karşısında insanın, kendisini yaratan Rabbimiz'e karşı büyüklenmeye kalkmasının çok akılsızca bir tavır olacağı çok açıktır. Bu nedenle insanın, sahip olduğu bütün imkan ve özellikleri verenin Allah olduğunu, dilediği anda da hepsini geri alabileceğini kabul etmesi gerekir. Ahiretteki sonsuz hayat yanında bu dünya hayatının hiçbir değeri yoktur. Allah, Kuran’da bu gerçeği düşünmemizi bildirmektedir:

Dünya hayatının örneği, ancak gökten indirdiğimiz, onunla insanların ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkisi karışmış olan bir su gibidir. Öyle ki yer, güzelliğini takınıp süslendiği ve ahalisi gerçekten ona güç yetirdiklerini sanmışlarken (işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiçbir zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir durumda kılmışız. Düşünen bir topluluk için biz ayetleri böyle birer birer açıklarız. (Yunus Suresi, 24)

HER AN KARŞILAŞABİLECEĞİMİZ DOĞAL AFETLER

Üzerinde yaşadığımız dünya, biz pek farkında olmasak da, içerden ve dışardan pek çok tehlikeyle doludur. Göktaşları, karadelikler, kuyruklu yıldızlar, dıştaki tehdit unsurlarının sadece bir kısmıdır. Diğer yandan, dünyanın derinliklerine doğru inildikçe binlerce derece sıcaklıkta magma tabakası ve bunların dışında da dünyayı kuşatan atmosfer vardır. Atmosfer koruyucu bir tabakadır, ancak  son derece kuvvetli etkileri olan atmosfer olayları da burada gerçekleşir. Bunlar, şiddetli  rüzgarlar, fırtınalar ve  tayfunlar gibi yıkıcı sonuçlara yol açabilen doğa olaylarıdır.


Dünyamızda sık sık can ve mal kaybıyla sonuçlanan ve doğal afetler olarak adlandırılan olaylar gerçekleşmektedir. Depremler, yanardağ patlamaları, seller, dev dalgalar, hortumlar, fırtınalar,  yangınlar kısa bir süre içinde bir kenti, orada yaşayan tüm canlıları yok edebilmekte ve büyük hasarlara yol açabilmektedirler. En önemlisi de insanların bu zararları engellemeye kesinlikle güç yetirememeleridir.
Allah, her olayı sebep-sonuç ilişkisi içinde, akla uygun bir şekilde yaratmıştır.Bütün doğal afetlerin mantıklı bir nedeni ve açıklaması vardır.Örneğin bir yerde deprem olması için,o bölgenin deprem bölgesi olması ve orada fay hatlarının bulunuyor olması gerekir.Allah bu olayları sebepsiz olarak da yaratabilirdi.Bu Allah için çok kolaydır.Felaketlerin sebep-sonuç ilişkisi içinde yaratılıyor olması,yaşananlara  mantıklı bir açıklama getirir.

İnsanları çoğu ise bu olayları Allah’a değil, nedenlere bağlarlar. Ancak Allah’ın yarattığı her doğal afet,gerçekte insanlar için bir uyarı niteliği taşımaktadır.Ve Allah’ın insanlar üzerindeki rahmetidir. Allah, afetleri meydana getirerek, insanlara kendi acizliklerini göstermekte ve Kendi’ni bize hatırlatmaktadır. Ve bütün bunlar öğüt alıp aklını kullanabilen insanlar için birer düşünme nedeni olmaktadır.

Yaşanan her doğal felaket, insanların içinde bulundukları sapkın durumdan kurtulmaları, büyüklenmekten vazgeçmeleri ve Allah'ın dosdoğru yoluna girmeleri için kendilerine verilen birer mesajdır. Allah’a sığınan insanlar, O’nun gücünü daha fazla takdir eder,teslim olurlar.Ayette bildirildiği gibi, Allah “onları adı konulmuş belli bir süreye kadar” ertelemiştir :
 

Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları (azab ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiç bir canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah kendi kullarını görendir. (Fatır Suresi, 45)


Kendini dünyada güç sahibi gören insan, Allah'ın dilemesi ile bir anda gerçekleşen afetler karşısında, ne kadar aciz olduğunu fark eder. Ne kendine, ne de etrafındaki insanlara yardım etmeye güç yetiremez. Herşey Allah'ın elindedir. O'ndan başka zarar veya yarar vermeye gücü yeten kimse de yoktur. Bu gerçek, Kuran’da  insanlara “Şayet Allah sana bir zarar dokunduracak olursa, O'ndan başka bunu giderecek yoktur. Sana bir iyilik dokunduracak olursa da O, herşeye güç yetirendir.” (Enam Suresi, 17) ayetiyle bildirilmektedir.

Tarih, geçmişte büyük devletler ve uygarlıklar kurmuş, ancak doğal felaketlerle yokedilmiş toplumlarla doludur. Bu kavimler, aciz birer varlık olduklarını kabullenemeyip, sahip oldukları herşeyi  Allah'ın vermiş olduğunu unutarak, inkar etmeleri  nedeniyle helak edilmişlerdir. Allah ,bu kavimlerin yaşadığı olayları bize Kuran’da haber verir.Bu kavimlerin kurdukları uygarlıklar ,onları azaptan kurtaramamıştır.Allah’ı inkar üzerine kurulmuş her uygarlık,sonunda helak olacaktır.Ayette de bildirildiği gibi,sığınacak ,kaçacak hiçbir yer yoktur:

Biz bunlardan önce nice nesiller yıkıma uğrattık ki onlar, zorbaca yakalamak (yakıp-yıkmak, baskı ve şiddetle yönetmek, sindirmek) bakımından kendilerinden daha üstündüler; şehirlerde (yerin üstünü altına getirip, sayısız kazı, inşaat ve araştırmalarla her yanı) delik-deşik etmişlerdi. (Ama) kaçacak bir yer var mı? (Kaf Suresi, 36)

DEPREMLER

Doğa olayları içinde en zarar verici etkiye sahip olan ve insanları en çok tehdit edenlerden biri depremlerdir. İstatistiklere göre dünya üzerinde yaklaşık iki dakikada bir deprem olmaktadır. Depremler, insana bu dünya üzerindeki yaşamının gerçekte pamuk ipliğine bağlı olduğunu hatırlatmaktadır.  Kuran'da da insanlar karşılaşabilecekleri felaketler konusunda uyarılmaktadırlar:

Artık 'kötülüğü örgütleyip düzenleyenler', Allah'ın, kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya şuuruna varamayacakları yerden azabın gelmeyeceğinden emin midirler? Ya da onlar, dönüp-dolaşmaktalarken, onları yakalayıvermesinden? Ki onlar (bu konuda Allah'ı) aciz bırakacak değildirler. Veya onları bir korku üzerinde yakalayıvermesinden (mi emindirler)? Öyleyse Rabbin, gerçekten şefkatli ve merhamet sahibidir. (Nahl Suresi, 45-47)


Kuran’da kendilerini doğru yola davetine karşılık, Hz. Lut'u tehdit eden, onu sürgün etmek isteyen kavminin helak edilmesinden söz edilmektedir:

"Böylece emrimiz geldiği zaman, üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık; Rabbinin katında 'belli bir biçime sokulmuş, damgalanmış' olarak. Bunlar zalimlerden uzak değildir." (Hud Suresi, 82–83)

SELLER


Su, Allah’ın insanlar ve tüm canlılık için rahmetidir. Onsuz canlılık mümkün değildir. Ancak Allah’ın rahmeti olan su , yine Allah’ın dilemesiyle canlılar için bir felakete dönüşebilir.Allah insanlara azabı her yönden gönderebilir.Ancak daha önce de belirttiğimiz gibi,tüm bu olaylarda bir hikmet vardır.Bu belalar aslında insan için bir fırsattır.

Dünya üzerinde hiçbir şey Allah'tan bağımsız değildir. ".. Allah, emrinde galib olandır, ancak insanların çoğu bilmezler" (Yusuf Suresi, 21) ayetiyle de bildirildiği gibi,  Allah'ın takdirini hiçbir güç engelleyemez.
Fakat ayette de bildirildiği gibi insanların çoğu bu gerçeği düşünmez, gaflet içinde yaşarlar.  Etraflarında olup biten afetleri kendilerinden oldukça uzak görürler. Bir gün bunların kendi başlarına da gelebileceğini akıllarına bile getirmezler. Meydana gelen afetleri duyduklarında kısa bir an için etkilenebilirler ama bir süre sonra tamamen unuturlar. Yaşadıkları olaylar sonucunda Allah’ı hatırlayan ama sıkıntı sona erdiğinde unutan insanlar için azap bitmemiştir:

O ülkeler halkı, geceleri uyurken, onlara zorlu azabımızın gelmeyeceğinden güvende miydiler? Ya da o ülkeler halkı, kuşluk vakti eğlenceye dalmışken, onlara zorlu-azabımızın gelmeyeceğinden güvende miydiler? (Veya) Onlar, Allah'ın tuzağından güvende mi idiler? Allah'ın bir tuzak kurmasından, hüsrana uğrayan bir topluluktan başkası (akılsızca) güvende olmaz. (Araf Suresi, 97-99)

Nuh kavmi de dünya üzerinde var olan her şeyin sahibinin Yüce Allah olduğunu, Allah dilemedikten sonra kimsenin kendilerine bir zarar veya fayda sağlamaya güç yetiremeyeceğini kavramamış bir topluluktu. Ve bu zulmeden kavim,büyük bir tufanla helak edilmişti.İnsan, Allah dilemedikçe, karşılaştığı hiçbir beladan sakınmaya güç yetiremez.Gücün tümü Allah’a aittir ve O, herşeye güç yetirendir.Tufanı anlatan ayetlerden birinde , göklerin ve yerin O’nun emriyle hareket ettiği çok açık açıklanmıştır;

Denildi ki: 'Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de tut.' Su çekildi, iş bitiriliverdi, (gemi de) Cudi üstünde durdu ve zalimler topluluğuna da: 'Uzak olsunlar' denildi. (Hud Suresi, 44)

Sebe kavmi de, herşeyin Allah'a ait olduğunu unutmuş ve Allah korkusundan uzaklaşmıştı. Sahip olduklarını kendilerinden bilen, acizliklerini kabullenmeyen diğer kavimler gibi Sebe kavmi de yok edilmiştir. Kimse mülkün sahibi değildir, mülkün tek sahibi, Allah’tır. Ve sahip olunan herşey insanlara imtihan amacıyla verilmiştir. Tüm bu kavimlerin başlarına gelen belaların bizlere Kuran’la bildiriliyor olmasının da hikmeti vardır. Allah, bu kıssalarda düşünebilenler için ibretler olduğunu buyurmaktadır. Allah’ı unutan topluluklar için sığınılacak hiçbir yer yoktur:

Andolsun, Sebe' (halkı)nın oturduğu yerlerde de bir ayet vardır. (Evleri) Sağdan ve soldan iki bahçeliydi. (Onlara demiştik ki:) "Rabbinizin rızkından yiyin ve O'na şükredin. Güzel bir şehir ve bağışlayan bir Rabb(iniz var)." Ancak onlar yüz çevirdiler, böylece biz de onlara Arim selini gönderdik. Ve onların iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde az bir şey de sedir ağacı olan iki bahçeye dönüştürdük. Böylelikle nankörlük etmeleri dolayısıyla onları cezalandırdık. Biz (nimete) nankörlük edenden başkasını cezalandırır mıyız? (Sebe Suresi, 15-17)

Allah'ın sınırsız aklı, sonsuz gücü ve bilgisinin yanında, aciz bir varlık olan insanın elde ettiği başarıları kendinden bilmesi büyük bir gaflet olur. Aciz olan insanın yapması gereken, dünyanın en üstün yeteneklerine sahip, en zeki insanı da olsa, asla bunlarla büyüklenmemesidir. Eğer sahip olduğu tüm bu nimetlere rağmen aczinin farkında olarak hareket eder ve verilen nimetleri de Allah yolunda kullanırsa, Allah’ın rızası,rahmeti ve cennetini kazanabilir.

“Kim Rabbinin makamından korkar ve nefsi heva (istek ve tutkular)dan sakındırırsa, artık şüphesiz cennet, (onun için) bir barınma yeridir.” (Naziat Suresi, 40-41)            

Kuran’da kıssası anlatılan Firavun da acizliğini kabullenmeyip, ilahlık iddiasında bulunmuştur.Halbuki Firavun'un sahip olduğu bütün mülk ve zenginlik, askeri güç Allah'a aitti.Ancak halk bu gerçeği kavrayamadığı ve Allah'ı da hakkıyla takdir edemediği için Firavun'un zahiri gücüne aldanmıştır. Allah Firavun'u suda boğarak istediği anda elinden tüm gücünü alabileceğini de göstermiştir. Büyüklük taslamışlar, sırt çevirmişler ve inkar etmişler, bunların sonucunda da, ne uygarlıkları, ne de  askeri güçleri onları helak olmaktan kurtaramamıştır:

Bunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu. Ötekileri de buraya yaklaştırdık. Musa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk. Sonra ötekileri suda boğduk. Şüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler. Ve hiç şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir. (Şuara Suresi, 63-68)

VOLKANLAR


Dünyada 550'si yer üstünde ve diğerleri deniz dibinde olmak üzere 1500 kadar aktif yanardağ bulunmaktadır. Bunlardan herhangi birinin, herhangi bir zamanda harekete geçmesi son derece kolaydır. Bir yanardağ harekete geçtiğinde, kısa bir süre içinde bulunduğu bölgenin tümünü etkisi altına alabilir. Hiçbir teknoloji de bunu engellemeye güç yetiremez.

İnsanların deprem, sel gibi afetlere karşı tedbir alması, oldukça doğal bir davranıştır. Alınan tedbirler,fiili birer dua anlamındadır.  Fakat sadece tedbirlere güvenerek, Allah’ın takdirine karşı gelmek hata olur. Tarih, Kuran’da da bize bildirildiği gibi, aldıkları tedbirlere güvenen ve Allah’ı unutarak,  gücün kendilerinde olduğunu zanneden kavimlerle doludur;

Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını bir görsünler. Onlar, kendilerinden (sayıca) daha çoktu ve yeryüzünde kuvvet ve eserler bakımından daha üstündüler. Fakat kazandıkları şeyler, (azaba karşı) onlara hiç bir şey sağlayamadı. (Mümin-82)
Ayetlerde söz edilen bu toplumlar, gücün kendilerine ait olduğunu düşünmüşler ve yaptıkları o sağlam binaların yıkılmayacağını zannetmişlerdir. Fakat sonuçta,  yaptıkları şeyler kendilerine bir fayda sağlayamamıştır.

Volkanlar, tarihte oldukça büyük izler bırakmışlardır. Geçmişte var olan şehirleri haritadan silmiş, toplumları yok etmişlerdir. Roma İmparatorluğu'nun dejenerasyonunun sembolü olan Pompei de,  helak edilmiş kavimlerdendi. Vezüv yanardağı, koca bir kenti haritadan silmişti. Allah'ın kurallarına aykırı giden, O'na başkaldıran herkes, aynı sonla karşılık görür. Allah’ın kanunlarında hiçbir değişiklik yoktur:

...Onlara uyarıcı-korkutucu geldiğinde, nefretlerinden başkasını arttırmadı. (Hem de) Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler? Sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın. (Fatır Suresi, 42-43)


Sefahat ve sapkınlık içinde yaşayan bu halk, Kuran’da da haber verildiği gibi bir anda yok olmuştur. Kendilerine gelen ölümden kaçamamış, kimi yemek yerken kimi yatarken yakalanmıştır. Pompei kalıntılarındaki taşlaşmış insan cesetlerinin, bazılarının yüzleri hiç bozulmadan kalmıştır. Genelde yüzlerinde bir şaşkınlık ifadesi vardır. Bu cesetlerin ibret olarak günümüze kadar bozulmadan kalması da oldukça mucizevi bir olaydır:

Derken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi. Anında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık. Elbette bunda 'derin bir kavrayışa sahip olanlar' için gerçekten ayetler vardır. O (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hâlâ) durmaktadır. (Hicr Suresi, 73-76)

FIRTINALAR,  HORTUMLAR, KASIRGALAR..

Rüzgarı genellikle ferahlık veren hafif bir esinti olarak hissederiz. Ancak, Allah’ın dilemesiyle yer üzerindeki herşeyi yok edebilecek kadar güçlü olabilir.Bu bize Allah’ın sonsuz gücünü gösterir.

Allah Kuran’da, rüzgarların da Kendi kontrolünde olduğunu bildirmektedir:

Gökte olanın sizi yere geçirmeyeceğinden emin misiniz? Bir bakmışsınız ki, o (yeryüzü) sallanıp-çalkalanmaktadır. Yoksa gökte olanın üzerinize 'taş yağdıran (fırtınalı) bir rüzgar' göndermeyeceğinden emin misiniz? Siz o takdirde Benim uyarmam nasılmış bilip-öğreneceksiniz. Andolsun, kendilerinden öncekiler de yalanladı. Fakat beni inkar (etmelerine karşılık verdiğim azab) nasılmış? (Mülk Suresi, 16-18)
Enaniyet (büyüklenmek, kendine benlik vermek),şeytani bir özelliktir. Ve  şeytan gibi insanı da cehenneme taşır. Semud Kavmi,Ad Kavmi gibi pek çok kavim de büyüklenmenin  karşılığını ahiretten önce dünyada almış ve  hakettiği cezaya çarptırılmıştır:

Allah Kuran’da pek çok ayette insanlara acizliklerini hatırlatır ve büyüklenmemeleri için uyarır;

Ey cin ve ins toplulukları, eğer göklerin ve yerin bucaklarından aşıp-geçmeye güç yetirebilirseniz, hemen aşın; ancak 'üstün bir güç (sultan)' olmaksızın aşamazsınız. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? İkinizin de üzerine ateşten yalın bir alev ve (bakır gibi erimiş) kıpkızıl bir duman salıverilir de 'kurtulup-başaramazsınız.' Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? (Rahman,33-34-35-36)

Müminler ise Allah'ın büyüklüğünü kavrayıp takdir edebilme çabası içindedirler. Bu nedenle de tüm yaratılmışlarla beraber kendi acizliklerini de bilirler. Onlar içleri titreyerek Allah'tan korkarlar ve Rabbimiz karşısındaki acizliklerini sık sık vurgularlar. Ayette de bildirildiği gibi;

De ki: "Allah'ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı artırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı..." (Araf Suresi, 188)