BEDENSEL ACİZLİKLERİMİZ

 Allah insanı en mükemmel şekilde yaratmış ve onu pek çok üstün özelliklerle diğer  tüm canlılar içerisinde üstün kılmıştır.  Ancak bütün üstün özelliklerine rağmen  pekçok acizliği de bedeninde barındıran insan ,ömrünün büyük bir kısmını, vücudunu ve çevresini temizleyerek geçirmek zorunda kalır ve ne kadar önüne geçmeye çalışsa da yıllar içerisinde hızla yıpranıp yaşlanır.

İnsan bedenindeki acizlikler, bedeni oluşturan ortalama 70-80 kiloluk ''et,kemik ve yağla'' kendini göstermeye başlar.Açıkta bırakıldığında sadece birkaç saat içerisinde bozulan ve kokuşan ''et ve yağ'', çok ince bir deri ile kaplanmıştır.Bu narin deri en ufak bir darbede zarar görür,morarır,kolaylıkla çizilir ve yırtılır.Uzun süre güneş ışığına maruz kaldığında ise kızarır,su toplar ve deride yaralar oluşur.Cildinin güzelliğiyle övünen bir insan için bu durum oldukça acıdır.İnsan derisi, küçük bir sivrisineğe ya da akrep ,böcek gibi  küçük canlıların ısırmalarına karşı da son derece hassastır.Acı,kaşıntı,hatta ciddi yaralanmalara ve ölüme dahi sebep olabilir.

Allah insanı mükemmel bir surette yaratmasına rağmen ,dünya hayatının geçiciliğini göstermek için onu bu kadar çabuk zarar görebilen maddelerden meydana getirmiştir. İnsanın kendi acizliğini görüp Allah'ın üstünlüğünü kabul etmesi ve O'na muhtaç olduğunu anlaması açısından büyük önem taşıyan bu konu Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
 
''Ey insanlar, siz Allah'a (karşı fakir olan) muhtaçlarsınız; Allah ise, Ganiy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır, Hamid (övülmeye layık)tır.'' (Fatır Suresi, 15)

 ALLAH’IN İNSANA VERDİĞİ FİZİKSEL ACİZLİKLER:

 BEDEN TEMİZLİĞİ:

 İnsan, bedenini temiz tutmak, ona hergün düzenli olarak bakım yapmak zorundadır. Bu bakım için ayırdığı vakit, hayatının oldukça büyük bir bölümünü kapsar.

 Sabah uyandığı andan itibaren uygulaması gereken pekçok işlem vardır. Gözünü açtığında gideceği ilk yer banyodur.Çünkü ağzında son derece rahatsız edici bir tat ve kokuyla uyanmıştır ve dişlerini fırçalaması şarttır.Ayrıca el ve yüz temizliğide zorunludur.Ancak bu temizlikte yeterli olmaz.Çünkü bir önceki gün ve gece boyunca saçları yağlanmış,kepeklenmiş ve vücudu terlemiştir. Yapılması gereken şey mutlaka banyo yapmaktır.Bunu yapmadığı takdirde yağlı saçlarla ve kokan bir vücutla insanların arasına girecek, bu da hiç hoş olmayacaktır.İnsan giydiği kıyafetlerin temizliğine de özen göstermek zorundadır.Birkaç gün boyunca aynı kıyafetleri yıkamadan giymek oldukça itici bir görüntüye sebep olur..

İnsanın belirli periyodlarla yapması gereken diğer bir zorunlu işlemse tırnak bakımıdır. Pekçok mikrobu içinde barındıran tırnaklar düzenli olarak kesilmediği ve temizlenmediği takdirde oldukça sağlıksız bir durum ortaya çıkar .

 Hemen her sabah yapılması zorunlu bir başka işlem ise sakal traşıdır. İki gün traş olmayan bir erkek bakımsız ve sağlıksız bir görüntü sergiler.

 İnsanın hergün yapmak zorunda olduğu işlerden biri de tuvalet ihtiyacını karşılamaktır. Bu ihtiyacını 1 gün bile ertelemesi söz konusu olamaz.Aynı şekilde kulak ve burun temizliği de insanın yapması gereken diğer zorunlu işlemlerdir.

 Görüldüğü gibi insan zamanının çoğunu temizlik ve bakımla geçirir.Bunu yapmadığı takdirde  hoş olmayan,son derece itici bir görünüme sahip olur. Ancak insan ne kadar temizlik ve bakım yaparsa yapsın çok kısa bir süre içinde aynı şeyleri yeniden yapmak zorunda kalır.

 Dişlerini fırçalayan insan bir saat sonra sanki hiç fırçalamamış gibi olur.Aynı şekilde banyo yapan kişi eğer yaz mevsimindeyse birkaç saat içinde sanki hiç banyo yapmamış gibi terler ve yeniden yıkanma ihtiyacı hisseder.Vücut ısısının artmasıyla oluşan terlemenin önüne geçmek neredeyse imkansızdır.Gün içinde yapılan bütün bakımlar ertesi gün yok olur ve insan her sabah aynı şeyleri yeniden yapmak zorunda kalır.Tırnak ve sakal ne kadar kesilirse kesilsin yine uzar ve ömrü boyunca da uzamaya devam eder.

Burada önemli olan, bu fiziksel acizliklerin bir amaca yönelik olduğunu kavrayabilmektir. Bunlar insanlar için özel olarak yaratılmıştır ve insanın kendi acizliğini görüp Allah'a karşı olan sevgisini,korkusunu ve şükrünü artırması açısından son derece önemlidir.

BESLENME İHTİYACI

 İnsanın tüm bu ihtiyaçlarının yanısıra yaşamını sürdürebilmesi için beslenmesi gerekmektedir.Üstelik bu beslenme son derece dikkatli yapılmalı ve bedenin ihtiyacı olan tüm maddelerden belirli miktarda alınmalıdır.İnsan vücudu, sağlıklı bir şekilde fonksyonlarına devam etmek için protein,karbonhidrat,şeker,vitamin ve çeşitli  minerallere ihtiyaç duyar.Bu maddelerden ihtiyacı oranında alamazsa iç organlarda ciddi hasarlar oluşabilir,cildi bozulur,bağışıklık sistemi zayıflar, beden güçsüz düşer ve hatta kalıcı hastalıklara dahi sebep olabilir.Kalp,mide,bağırsak,sindirim sistemi,karaciger ve diğer tüm organlar beslenme şeklinden direkt etkilenir ve zaman içinde tepki vermeye başlar.

 Bunun yanında insanın, beslenmeden çok daha önemli bir ihtiyacı daha vardır.Yemek yemeden birkaç gün yaşayabilen insan ,bir iki gün vücuduna su girmemesi durumunda  öldürücü sonuçlarla karşılaşabilir.İnsan bedeninde, yaşam için gerekli olan tüm kimyasal işlemler suyun yardımıyla oluşur.Acıktığında besin alamayan,su ihtiyacını karşılayamayan insanın enerjisi tükenir,halsizleşir,dikkati ve şuuru zayıflar,agresif bir yapıya sahip olmaya başlar.Bu durumda iş yapması,araba kullanması,ders çalışması gibi günlük eylemleri gerçekleştirmesi imkansızlaşır.Kısaca insan, yaşamını sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmesi için su ve besine muhtaçtır.Su sadece vücüdun sağlıklı bir şekilde fonksyonlarını devam ettirmesi için değil,aynı zamanda temizliği içinde gerekli bir maddedir.Su olmadan hayatın olması imkansızdır.İnsanlar ve yeryüzündeki tüm canlılar, Allah'ın verdiği bu eşsiz nimete muhtaçtır.Ancak son yıllarda yaşanan kuraklık, insanları zor günlerin beklediğini açıkça göstermektedir.  İnsanı böyle bir  acizlikle yaratan Allah,elbette  bunu belli bir amaç için yapmıştır. Allah karşısındaki acizliğini gören insan, O'nun kendisini davet ettiği yola uymalı; geçici ve eksik olan bu dünyaya bağlanmamalı, sonsuz bir yurt olan ahiret için hazırlık yapmalıdır.

 ''Andolsun, biz de Firavun aile (çevre)sini belki öğüt alıp düşünürler diye yıllar yılı kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık.'' (7/130)

UYKU İHTİYACI:

 İnsan bedenin acizliği bunlarla da sınırlı değildir. Her insan günün belli bir zamanını uyuyarak geçirmek zorundadır. 24 saatin  en fazla 18 saatini şuurlu olarak geçiren insan geri kalan  6 saati uykuda bilinci tamamen kapalı olarak geçiriyor. Bu da ortalama 60 senelik bir yaşamın en az 1/ 4'ü yani 15 senesi "bilinçsiz" olarak geçmesi demektir.

 İnsanın iki günden fazla uykusuz kalması çok zordur. Uykusuz kalan bir insanda yan etkiler hemen kendini gösterir.Gözleri kanlanmaya başlar,rengi solar.Eğer süre daha da uzarsa şuur kaybı kendini göstermeye başlar ve en sonunda istesede istemesede gözleri kapanır ve uykuya dalar.Bu durum bütün insanlar için değişmez bir kuraldır.

Uykunun hemen öncesinde, vücut adeta ölür gibi duyarsızlaşmaya başlar, hiçbir şeye tepki veremez hale gelir. Biraz önce sesi duyan ve algılayan kulaklar, fiziksel açıdan sağlam bir durumda olmalarına rağmen duyamaz, fonksiyonlarını yerine getiremezler. Beden bütün faaliyetlerini minimum seviyeye indirir, dikkat azalır, konsantrasyon düşer, hareketler yavaşlar. Ölümü ruhun bedenden ayrılması olarak tanımladığımıza göre, bu da bir tür ölümdür. Çünkü insanın bedeni yatağında yatmaktadır ama o anda ruhu çok farklı bir mekanda, çok farklı olaylar yaşadığını sanmaktadır. Belki kendisini deniz kenarında, sıcağın altında hissetmektedir, ama aslında o an odasında yatmaktadır. Ölüm de insana aynı etkiyi yapar: Onu bu dünyada kullandığı bedenden ayırır ve yeni bir bedenle yeni bir dünyaya taşır.

Yarı ölüm sayılan uykudan uyanmak aslında bir mucizedir. Ama sahip olduğu herşey gibi bu da insana ülfet gelir.Bir gün sahip olduklarını kaybedebileceğini düşünemeyen insan , Allah'ın kadrini gereği gibi takdir edemez ve bencil tutkularına kapılıp hayatı, Allah'ın razı olmayacağı şekilde yaşar.

''Sizi geceleyin öldüren ve gündüzün 'güç yetirip etkilemekte olduklarınızı' bilen, sonra adı konulmuş ecel doluncaya kadar onda sizi dirilten O'dur..'' (Enam Suresi, 60)

HASTALIK VE KAZALAR

Allah insanı mükemmel bir şekilde yaratmış ve yaşayabilmesi için ihtiyacı olan herşeyi vermiştir.İnsan,sabah uyandığı andan itibaren ,şükredecek pekçok nimetle yeni bir güne başlar.Nefes alabilen,mükemmel bir netlikle görebilen,duyabilen ve yüzlerce nimetin tadını alabilen bir bedene sahip olmak, hiç kuşkusuz büyük bir şükür sebebidir.Ancak bütün bu mucizevi olayların çok hassas dengeler üzerinde olduğunu bilmek ve her an için bu güzelliklerin kaybedilebileceğini düşünmek ,insanın aczinin bir başka ispatıdır.

 Nitekim bir sabah görme duyumuzu kaybetmiş olarak uyanabiliriz.Bunun için beyinden göze giden sinirlerde meydana gelebilecek ufak bir hasar, görme duyusunun kaybına neden olabilir. Yürüyebilen,konuşabilen,düşünebilen ve her işini kendi yapabilen bir insan,her an için beyinden duyu organlarına giden sinirlerin kopmasıyla sahip olduğu herşeyi kaybedebilir.Birgün önce kendinden son derece emin olan,gücüne ve bedenine güvenen  insanın, bir gün sonra sahibi olduğunu düşündüğü şeyleri kaybetmesi kesinlikle imkansız değildir.

 Soluduğumuz havadaki oksijen tüm canlılar için en ideal ölçüdedir.Yaşamamız için gerekli olan herşey belli bir ölçüyle yaratılmıştır ve en ufak bir denge bozukluğu hayatımızı alt üst edebilir.Sıcaklıktaki aşırı artış ya da düşüş bedenimize zarar verebilir,sıkıntılı anlar yaşamamıza sebep olabilir.Kısaca insan bedeni çevresel faktörlere bağlı olarak kolaylıkla zarar görebilir.

 İnsan, hayatı boyunca pekçok kez küçücük bir mikrop karşısında aciz kalır ve hastalığa yakalanır.Bu hastalıklar tedavisi kolay olabileceği gibi, çok zor olması, hatta imkansız olması ihtimal dahilindedir.Maddi açıdan ne kadar güçlü olursa osun, tedavisi olmayan hastalığa yakalanan bir insan için acı olan şey, güvendiği gücünün küçük bir mikrobu yenmeye yetmemesidir.Ya da güzelliğine güvenen bir insanın bir kaza sonucu tüm güzelliğini yitirmesi ve hatta sakat kalması, insana sahip olduğu şeylerin ne kadar geçici ve yalan olduğunu gösterir.

 Yemeği fazla kaçıran bir insanın midesinin rahatsızlanması ,vücudunda herhangi bir nedenden dolayı  acı oluşması,önüne geçemediği başağrısı ve diğer bedensel ve ruhsal olarak yaşadığı her türlü acı, insanın muhtaç bir varlık olduğunun ve acizliğinin göstergesidir. Çoğu zaman bir ilaçtan ya da bir insandan medet uman kişi, tedavi olup bir an önce sağlığına kavuşmak ister.

 İnsan  güçlü bir hafızaya sahiptir.Ancak herşeyi hatırlaması neredeyse imkansızdır.Unutmak da insanın acizliklerinden sadece bir tanesidir.

İnsanın sahip olduğu  tek dostu hiç şüphesiz Allah'tır.Bu gerçeği görmek istemeyen, tamamiyle şeytanın esiri olmuş insan içinse değerli olan tek şey maddi güçtür.Etrafındaki insanlara menfaat için yaklaşan bu insanlar, zor günlerinde yine kendileri gibi aciz olan bir başka insandan medet umar.Ancak gerçek mutluluğu ve huzuru asla bulamazlar.Tatminkar olmayan nefisleri her zaman daha fazlasını,daha iyisini ister.Onlar için mutluluk bir türlü bitmek bilmeyen bir yolun sonundadır.Bu uzun yolda ''nihayet mutluluğu yakaladım''derler ama her seferinde seraba dönüşür. Allah'ın razı olmayacağı bir hayat yaşayan bütün insanların mutlak sonu budur. İnkarcılar yaşadıkları acizlikleri bela olarak algılar ve kendi güçleriyle bu kötü durumdan kurtulmaya çalışırlar. Bütün bu acizlikler müminler içinse Allah'a olan bağlılıklarının artmasını demektir. Müminler sahip oldukları herşeyin sahibinin Allah olduğunu bildiği için ömürleri boyunca sadece O'nun rızasını gözeterek yaşamaya çalışırlar.Allah karşısındaki acizliklerini bilirler ve sürekli şükürle ve duayla O'na olan bağlılıklarını gösterirler.

 İnkarcıların gösterdiği çirkin tavırlar için Allah şöyle bildirmiştir:
 
 ''O küfre sapanlar, kendilerine tanıdığımız süreyi sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar, Biz onlara, ancak günahları daha da artsın, diye süre vermekteyiz. Onlar için aşağılatıcı bir azab vardır.'' (Al-i İmran Suresi, 178)

YAŞLILIK

 ''Evet Biz onları ve atalarını yararlandırdık; öyle ki ömür onlara (hiç bitmeyecekmiş gibi) uzun geldi..'' (Enbiya Suresi, 44)

 İnsan, yıllar geçtikçe, zamanın yıpratıcı etkisiyle karşı karşıya kalır ve önüne geçilemez bir şekilde yaşlanmaya başlar.Bakım kremlerine ve estetik cerrahlarına döktüğü onca paraya rağmen cildi kırışır,yüz ifadesi tamamen değişir ve yaşlılığın belirtilerini hem aynada hemde yavaşlayan ve ağırlaşan bedeninde iyice hissetmeye başlar.Geçen yılların bütün yorgunluğu üzerine çökercesine, artık tek başına ayakta durmakta zorlanır ve genellikle başkalarının desteğine,yardımına ihtiyaç duyar.Bu hiç kuşkusuz insanın aslında ne kadar aciz bir varlık olduğunu gösteren en büyük kanıtıdır.

''Allah sizi yarattı, sonra sizi öldürüyor, sizden kimi de, bildikten sonra bir şey bilmesin diye, ömür en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilir. Şüphesiz Allah bilendir, herşeye güç yetirendir.'' (Nahl Suresi, 70)

 Bir zamanlar başarılarıyla takdir edilen,alkışlanan,gıptayla bakılan bir kişi artık sona yaklaşmış ve 'kendinin' olduğunu düşündüğü gücünü kaybetmeye başlamıştır.Artık yeni doğmuş bir bebek gibi bakıma ve ilgiye muhtaçtır.Herşeyin sahibi olan Allah'ın varlığını düşünmeden yaşayan  bir insan için yaşlılık büyük bir acizliktir.

''Allah sizi bir za'ftan yarattı, sonra (bu) za'fın ardından bir kuvvet kıldı, sonra bu kuvvetin ardından da bir za'f ve yaşlılık verdi. Dilediğini yaratır. O, bilendir, güç yetirendir.'' (Rum Suresi, 54)

Yaşlılıkla Gelen Fiziki Bozulmalar:

 Yaşlılıkla birlikte insan bedeninde pekçok değişim olur. Deri, insanın bedenini saran ve ona güzellik kazandıran yaklaşık bir milimetrelik bir dokudur. Deri kaldırıldığında estetik yönden hiç de hoş olmayan bir görüntü ortaya çıkar. Öyle ki oluşan manzaraya bakmak bile oldukça güçtür. Çünkü deri, koruyucu fonksiyonunun yanısıra düzgün ve pürüzsüz bir görünüm verdiği için estetik yönden çok önemli bir işlev üstlenmiştir. Bu durumda, "insanın övündüğü, çevresine gösteriş yaptığı özelliği, vücudunun her yerini kaplayan yaklaşık 2 kilogramlık deridir" diyebiliriz. Fakat ne hikmettir ki, yaşlılığın en fazla tahribat yaptığı yer de yine deridir. Yaşlandıkça esnekliği azalan deri, incelir,kırışır  ve sarkar.Bir zamanlar pürüzsüz ve sağlıklı bir renge sahip olan deri, geçen yıllar karşısında bu güzellikleri kaybeder.

 Yaşlılığın insanda meydana getirdiği değişimler bununla sınırlı değildir. Güçsüzleşen ve eğilen kemikler insanın dik durmasına engel olur. Omurilikte meydana gelen doğal eğilme nedeniyle kamburluk ortaya çıkar. Bir zamanlar dimdik ve kendine güvenir bir şekilde dolaşan insan, yaşlılıkla birlikte bu özelliğini yitirmeye başlar.

 Aynı zamanda yaşlanan insanların sinir hücrelerinde yenilenme olmadığı için, tüm duyularda belli bir duyum kaybı oluşur. Gözlerde yaşlanma ile birlikte, ışık şiddetine tepki olarak boyut değiştirme kabiliyeti azalır. Bu durum görme yeteneğini kısıtlar; renklerin canlılığı, cisimlerin şekli, konumları ve uzaklıkları bulanıklaşır. Kulaklarında işitme kaybı olur.Dişleri ve saçları dökülür.Hafızaları zayıflar ve birkaç dakika önce olan bir olayı dahi unutabilirler.Güçsüzleşen savunma mekanizmaları pekçok hastalığa daha çabuk yakalanmalarına sebep olur.Kanser gibi ciddi hastalıklara yakalanma riski bu yaşlarda daha sık görülür.Bedensel olarakta güçsüz düşen yaşlı bir insan çevresindeki insanlara muhtaç bir şekilde yaşamaya devam eder.

Bunlar insanlar için alışılması zor durumlardır. Ancak acizliğini farkedip Allah'a olan şükürlerini artırmak ve sadece O'nun razı olacağı şekilde yaşamak için özel olarak yaratılmış fırsatlardır.Önemli olan, sahip olduğumuz bütün bu nimetleri kaybetmeden önce dünya hayatının geçici süslerini terketmeli ve tamamiyle Allah'a teslim olmalıyız.

''Dünya hayatının örneği, ancak gökten indirdiğimiz, onunla insanların ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkisi karışmış olan bir su gibidir. Öyle ki yer, güzelliğini takınıp süslendiği ve ahalisi gerçekten ona güç yetirdiklerini sanmışlarken (işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiçbir zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir durumda kılmışız. Düşünen bir topluluk için Biz ayetleri böyle birer birer açıklarız.'' (Yunus Suresi, 24)

 ÖLÜM:

 "Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra Bize döndürüleceksiniz" (Ankebut Suresi, 57)
 
Hergün giderek ölüme daha da yaklaşıyoruz. Vakit geldiği zaman ölümü engeleyebilecek hiçbir güç yoktur.Allah'ın dilediği an bu dünyadaki varlığımız sona erecek ve bizim için  asıl hayat başlayacaktır.

De ki: "Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir." (Cuma Suresi, 8)

 İnsanın ömrü boyunca sahiplendiği bedeni, ölümle birlikte tanınmayacak bir hale gelir.Gerçek olarak düşündüğü bu hayatın ardından ,geride kalan sadece bir mezar taşından başka birşey değildir.Beden ölümle birlikte akıl almaz bir şekilde değişime uğrar ve zaman içinde kemik yığınına dönüşür. Mezara konan beden hızla  parçalanma sürecine girer.Karında toplanan gazlar cesedi şişirirerek vücudu tanınmaz hale getirir.Gazın diyaframa yaptığı basınçtan dolayı ağızdan ve burundan kanlı köpükler gelmeye başlar.Çürüme ilerledikçe kıllar,tırnaklar,avuç içleri ve tabanlar yerlerinden ayrılır ve en sonunda karın bölgesinde toplanan gazlar deriyi zayıf noktasından patlatır ve etrafa son derece pis bir koku yayılır.Beyin tamamen çürür ve kil görünümünü alır ve kemikler birbirinden ayrılarak iskelet dağılır.

Kısacası 'ben' sandığınız beden, oldukça iğrenç bir sonla yok olur ve geride sadece birkaç kemik parçası kalır.

''De ki: "Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçış size kesin olarak bir yarar sağlamaz; böyle olsa bile, pek az (bir zaman) dışında metalanıp yararlandırılmazsınız.'' (Ahzab Suresi, 16)

 

 Allah dileseydi tüm canlıları kusursuz yaratır, tüm acizliklerden müstağni kılardı. Elbette Allah bütün bu acizlikleri insanları denemek için yaratmıştır.Acizliğini kabul etmeden yaşayan insan, hayatı boyunca başına gelen kötü olaylarda  büyük acılar yaşar .Allah'a inanan ve tamamen O'na teslim olan,sahip olduğu herşeyin sahibinin Allah olduğunu bilen ve şükreden bir insan için hayat çok daha güzel ve çok daha huzurludur.